Türkiye:Ne Olacak Bu Ekonomi?

0
38

500 yıl öncesinden dahi Türkiye ile Avrupa ekonomilerini kıyaslayacak olursanız, kişi başına düşen milli gelir bakımından Türkiye ekonomisi hiç bir zaman Avrupa ekonomileri ortalamasının %20~25 seviyesinden daha iyi bir duruma maalesef ki hiç gelememiş. Matbaa, bilimin gelişimine katkıda bulunacağı ve halkı, saray darbesi yapacak kadar bilince eriştireceği korkusu refleksi ile Osmanlı’dan uzak tutulmuş, bugün de dinci cemaatçi menfaat gruplarının devlete çöreklenip sistemi vampir gibi sömürmesinden de görülebileceği üzere, o zamandan bu zamana çok da bir şey değişmemiş. Matbaa demeyin, internet deyin, keşifler rönensans demeyin, bilim evrim, uzay deyin… Yine Türkiye buralarda maalesef önümüzdeki yüzyılda yine yok. Fakat dünya son 200 yılda bilimde devrim yaşadı. Son 50 yılda ise bu fark olabildiğince açıldı ve daha da logaritmik ölçeklerde açılmaya devam ediyor. Son 2000 yılda dünyada kim ne söylemiş aşağıda görebilirsiniz.

Peki ne olacak? Nasıl bir fark, nasıl bir zihinsel evrim-devrim, dönüşüm yaşamalıyız ki bu süreç, aradaki bu devasa fark kapansın ya da en azından dursun. Gençler bu sorunun cevabını eminim çok merak ediyorlar. Gelecekte mezun olup iş aradıklarında, evlendiklerinde, sahip oldukları işten atılıp atılmayacaklarından emin olmak istiyorlar. Sağlıklı, konforlu bir ortamda çocuk büyütmek, emekli olmak ve huzur içinde ölmek herkesin hakkı. En azından vergilerimizi bunun için ödediğimizi düşünüyoruz.

Son 2.000 yılda olanlar bir yana, yakın geçmişte ekonomik ve siyasi fırsatların nasılda kolayca elden kaçtığını aşağıdaki grafikten rahatça görebilirsiniz. Avrupa birliği tartışmaları ve ekonomik ve demokratik ciddi bazı ilerlemelerin olma ihtimalleri dahi güçlendiğinde hep grafik burnunu yukarı çevirmiş ama, büyük sermayenin hayal kırıklıkları yaşaması pek de uzun sürmemiş. Aşağıda en yakın 3 tanesini görüyorsunuz. Coğrafyanın, tarihi ve siyasi tartışmalarını siyasi kabiliyeti ile çözebilecek, vizyon sahibi, yüzünü batıya (bilime) çevirmenin kaçınılmaz tek gerçeklik olduğunu anlamış ve bunu, topluma, yerli sermayeye anlatabilecek, bu muazzam Anadolu topraklarının tarihi özünü batı ile harmanlayabilecek bir deha – lider gelmesi belki bu makus kaderi değiştirebilir. Ama böyle lotolar tarihte ülkelerin başına çok fazla gelmiyor. Biz bu şansı 100 yıl önce yakaladık ve maalesef erken toprağa verdik. Çiller’in gümrük birliği çıkışı (başarısı), Kemal Derviş’in batı ekonomileri standardını tutturma, -en azından bankacılıkta- (zaruri dayatma) dönemi, ve muazzam kirlenmiş yozlaşmış sistemin, muazzam çöküşünün (2001) ardından, umut olarak Tayyip Erdoğan’ın gelerek (2002) yeni bir başlangıç yapması. Böyle bir krizden ancak böyle bir çıkış mümkün olabilirdi belki, ama, araba gaz yedikten sonra (2007 sonu) vites değiştirmek gerektiği gerçeğini, tarihsel olarak kavrayamamış milliyetçi muhafazakar bir toplum, sevdiği adamdan dayak yemesine rağmen “susmayı aşk sanma alışkanlığı” ve tabi “Anadolu Saflığı” ile durumu idrak edemedi. Ama saf olanı maalesef öperler, hem de defalarca öperler… 2014 ‘de zar zor çıkılmış olunan kişi başı 14.000 $ milli gelirlerden yine şimdi 2018’de 8.500 $ ‘lara geri gelindi. Bu arada aşağıdan tam gaz giden ABD’ye bakabilirsiniz. 2008 krizindeki 1 yıllık duraksama hariç müthiş bir istikrar söz konusu. Sistemin gücünü sadece siyasette değil ticarette de görebilirsiniz.

Peki TCMB mi bir şey yapacak, Avrupa mı? İçimizden bir siyasetçi mi çıkacak? Faiz ödemeyelim argümanı ile siyasal taban kompanse eden liderler yerine, toplumun tamamı için refah hedefleyebilen liderler üretebilecek miyiz? Bu gerçekleşme toplumların talepleriyle gerçeğe dönüşebilecek bir realite. Toplum ne ise, lider onun yansıması olabiliyor. Merkez Bankalarının faiz presi ile enflasyon bastırması tek başına işe yaramadığı gibi, liderler de toplumları yalnız başlarına “kurtaramazlar”. Lideri oraya getiren sağlıklı bir süreç, yine oradan uzaklaştırabilecek akıllı tasarım, vizyon bir sistem gerekli. Bunu inşa etmek ayrı bir tarihsel evrim. Bunu başarmak bizim coğrafyamızın kodlarında var ama demokratik yollarla harekete geçirmek şimdiye kadar nasip olmadı, olamadı. Biriken bir özlem, bilgi, talep var, ama ne bekleniyor derseniz, dönüştürücü kıvılcımın zamanı olgunlaşmadı denebilir belkide. Demirel’e uzun yıllar takılındığı gibi buralarda da biraz takılacağız gibi.

TCMB – Son 10 yıllık Faiz – Enflasyon ilişkisi.

Eğer Türkiye tarihi şanslarını kullansaydı. Buradaki “kullansaydı” kelimesini sadece iktidar değişseydi anlamında değil, mevcutlar da ülke menfaatlerini, ayrıştırıp oy kompanse ederek geleceği (çocuklarımızın geleceğini) ipotek etmektense, toplumsal birliktelik olarak okumayı akıl edebilseydi anlamında kullanıyorum. Aşağıda görebileceğiniz gibi bugün borsamız (BIST100) 100.000 değil, 1.000.000 ‘a yakın ve belki de bunun bile üzerinde seyrediyor olabilirdi. En azından çok bariz olarak, daha az enflasyon ile (<%5) 300-550 bin arası bir borsanın çok uzak olmadığını aşağıda grafikten görebiliriz. Bu ihtimalin Kişi Başı GSMH karşılığı 25~30 Bin $ ‘dır. Ama artık yakın gelecekte bir hayal sadece.

Enflasyonun yüksek seyrettiği bir dünyada yüksek borsa rakamlarının da bir değeri yok elbette. (Üst grafikte, 4.) Ancak 2008 dünya finansal krizinden sonra yine üst grafikte, 1 ihtimali de pek çok ülkede mümkün kılınamadı.

Bu borsa vehametinin durumu, 2008 krizinde BIST 25.000 de iken USD/TL kurunun 1,5000 olduğuna göre; 25.000/1,50= 16.666 usd karşılık bulunan değer, 2019 yılında 100.000 /6,00= 16.666 usd karşılık olarak yine bulunur. Değişen hiç bir şey yok! Ancak ABD borsası 7.000 ‘den 28.000 ‘lere gelmiş durumda, 4 katı. Hem de %2 enflasyon ile. Türkiye’de ortalama enflasyonu %8 kabul etsek, borsamızın en en az 500.000 olması gerektiği yine başka bir açıdan doğrulanmış oluyor.

Ancak Türkiye’den sermaye çıkışlarının olması, (2008 Ergenekon soruşturması, yapmayın etmeyin diye diye yıllarca uyarılan iktidarın göz göre göre cemaatle kavgaya sürüklenmesi – tutuşması, kavganın daha da harlanarak üzerine darbe tüyünün dikilmesi) yeni sermaye girişlerini iyice zayıflattı. istikrar ve “Güçlü Türkiye” kavramının İmam Hatip Okulları tartışması kadar basite indirgenerek siyasal bir takıntıya kurban gitmesi, 85 milyon için, kaybedilen bir maçı zavallıca izlemekten başka çare bırakmadı. Buradaki yanılgı, kontra ters paradoks; yapılması gereken sistem reformunun, daha ileri demokratik kavramlar getirmesi, bununla beraber ülkeyi ayağa kaldırması beklenirken, sözde milliyetçi danışman-bürokrat tayfanın, durumu daha da tam tersine çalıştırarak, kendi nemalarını artırma gündemlerini ülke sevdalarının! da daha önüne koyarak, radikal milliyetçi-dinci argümanları otoriter bir sistemin inşasını örtmek için kullanmayı akıl etmeleri oldu. Buralardan şimdilik çıkış görülmüyor. Herkes mevcut pozisyonunu koruma, ufak ufak alanını genişletme peşinde strateji geliştirirken, robot, teknoloji, quantum çağının ortasında mevcut bu durumun, sürdürülemez olduğunu görebilecek eğitimi almamış imam hatip kadrolarının, ülkeyi geleceğe hazırlayamayacağını anlamaları, ancak tünelin ucundaki duvara çarpmaya 1 saniye kalınca farkedilebilecek! Tabi bunun da yine yüzyıllardır bir işe yaramadığı gibi sonuçlarının yine bir işe yaramayacağını şimdiden bilmek lazım. Londra’da eğitim almış, uçaktan ağzı açık New York’u izlemiş adamların, bize 500 yıl fark atmış olduklarını göre göre yine de bu vahim hataları yapan sözde inanç sahibi sağcı, yine sözde zeki kadroların, bu kadar acınası bir halde olmaları da, Türk coğrafyasındaki (solcu, laikler bir yana) yine sağcıların büyük bir talihsizliği olarak görmek lazım.

Gel gelelim; coğrafi sınırlarımızın ortak kaderimiz olduğu, dedelerimizin kanları ile sulanmış, bayramlar, hatıralar, arabeskler ve kendine özgü muhteşem kültürü ile insanımızın bu halde yaşamaya razı edilmesinin en büyük utancını yaşaması gerekenler, kesinlikle milliyetçi görünen rant çeteleri ve buna dur demeyen yine bu çarpık ideolojimsilerin türevleridir. Namaz kılmak kadar masum davranışının karakter olduğu Anadolu’da, “bunlar müslüman çalmaz” aldanmışlığının saflığını fırsata çevirerek z*kebildiği kadar öpecek o kadar çok bencil var ki… Geleceğe dair hayırlısını dilemekten başka, bu kara bulutları dağıtabilecek şimdilik hiç bir çare -yakın gelecekte- maalesef yok. Kalın sağlıcakla…

Ali GÖKALP

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here