Türk Kızları Kaprisli, Erkekleri Abaza mı?

0
150

Binlerce yıl önce, erkeğin, çocuk yapma işini kadının “sihirli, kutsal bir yeteneği” olarak düşündüğü dönemde, kadının toplum içerisinde saygısı bugünkü anlamından çok daha farklıydı. Erkek üreme işinde rolünü fark edince, kadının kabile içerisindeki “kutsal” itibarı bir miktar sarsıldı. Kadının bu gerilemeyi zekasıyla korumaya çalışması, dedikodu yeteneğinin de gelişmesini sağladı. Burada “dedikodu” kelimesini negatif anlamda değil, satranç hamlelerini en akıllı ve en stratejik yapabilen kadınların, güçlü erkeklerle birlikte olabilmek için, güzellik ve fizik dışında gerekli olan maksimum imkanları kullanabilme kabiliyeti anlamında kullanıyorum. Kadınlar ve kızlar binlerce yıl bu konumlarını korumayı becerdiler. Cengiz Han (MS: 1155 – 1227), diğer tüm hanlarının önünde imparatorluğunda kadına ne kadar önem verildiğini göstermek için, yüzlerce yıldır kulaktan kulağa yayılan ve unutulmayan o meşhur cümlesini şöyle kurmuştu; “Ben Hanlar Han’ı Cengiz Han, bu da benim Han’ım, Börte.”

Gel gelelim tek dinli tüm dinlerde olduğu gibi, Anadolu topraklarında da erkek egemen toplum hiyerarşisi düzeni, oturduğu kalıpta kadına biçtiği rol, hiç bir zaman kadının elde etme etmeye çalıştığı güç ile paralel olmadı. Ancak zaman zaman kadınlar, bu işten karlı çıkanın erkek olmadığını göstermek için beyhude ataklarda da bulunmadılar değil. Ancak buradaki bireysel çabalar, mevcut durumu memnuniyet sayan kadınlar tarafından bile desteklenmedi.

Tarih boyunca kadından, savaşlarda fedakarlık ve bununla beraber sadakat beklendi. Namus timsali olarak yüceltilmesine karşın kadın, erkekle olan ilişkisi gün geçtikçe daha da “mesele” halini aldı. Kadın cinselliğini kullanabilmeyi keşfettikçe, kullanma alanı da daraldı. Erkek ise burada ne kadar acımasız olabileceğini, dinin de yardımıyla, elde edemediği “kadını” cadı ilan ederek yüzyıllarca, özellikle de “güzel kadıları” diri diri yakmaktan çekinmedi.

Bugün Türkiye’de büyütülen kızların kafalarında, yetiştirilme tarzının, aile içerisinde kendisine verilen değerin ve namus kavramının, özgürlüğünü yaşamasında ailesinin bakış açısının kendisinde oluşturduğu çeşit çeşit sosyolojik dünya görüşleri var. Kızların, kadınların toplumun da dayattığı bu bakışları, her coğrafyada, her dinde, her her renkte farklı farklı. Aynı zamanda buradaki gelişim, kadının bireysel zeka, öz güven ve yaşamı boyunca almak istediği pozisyonla da yakından alakalı. Bu bakış açısı sizi profesör de yapabilir, siyah, çiçekli elbise giyen 4 çocuklu bir teyze de!

Erkeklerin modern kentlerde dahi bugün kızlarla flört etmesi kolay değil. Hele eğitim seviyesi düşükse durum daha da vahim hale geliyor. Sosyo kültürel çevre mahallede iki tarafı da bir şekilde baskı altına aldığını hissettiriyor. Üniversite okuyacak kadar zeki iseniz, ya da gelecekte kendinize mahallenin teyzesi/amcası olmayı layık görmüyor “iyi bir meslek” edinmeyi tercih ediyorsanız önünüz biraz daha açılıyor. Cinsel seçilimde bir basamak atlıyor, görücü usulünü geride bırakıyor, isterseniz, belki başınızı açma özgürlüğü hakkına kavuşuyor, “düşünebilme”, sorgulayabilme safhasına geçmek için büyük bir şans yakalamış oluyorsunuz. Bu aşamadan sonra erkeler ve kızlar için de, en uçtan en uca iki tür karşımıza çıkıyor:

Erkelerde; Zeki, zengin, yakışıklı ve uzun boylu olma durumu.

Kızlarda; Zeki, zengin, güzel ve yine uzun boy.

Erkelerde zengin ve uzun boylu olmak 10 önemde iken, Zeka ve yakışıklılık 7 önemde. (görece)

Kızlarda güzel olmak 10 önemde iken, zengin, uzun boy ve zeka 7 önemde.

(Burada 5 puanı ortalama özellikler olarak kabul edelim.)

Sosyalleşmek için bir araya gelen kız ve erkek, ders çalışmanın yanı sıra hayatı boyunca beraber zaman geçireceği partneri de kum taneleri arasında pırlanta arar gibi arar durur. Öncelikler bazen günü yaşamak gibi görünse de, günlük davranışların içerisinde arka planda “uygun eş arama” bazıların da olmayan “işlemci” tarafından sürekli analiz edilir. Her konuşma, her davranış, espri, bakış, nezaket, kabalık karşı tarafın süzgecinden geçer ve puan alır. Finalde de puanları toplayıp eleme işlemini gerçekleştiriyoruz. Kurallar basit; en iyi puanı alan kazanır. Fakat kimler puan verebilir, verdiğiniz puanın bir değeri var mı? Verdiğiniz puanların karşılığı olabilecek bir değerinin olabilmesi için, yukarıda saydığım özelliklerinizin 4 x 10 = 40 maksimum puan üzerinden, 21 veya üzerinde olmanız gerekiyor. Yoksa puanlarınızın sizin açınızdan bir değeri yok. Bu durumda büyük ihtimalle o puanlar başka bir üst puan sahibinin kriterleri ile örtüşecek, “hatunda” ona yar olacak! İlişkilerde eşleşme, evrim mekanizmaları ve sosyal çevreye dayalı çıkar ilişikleri üzerinden var olur. Ve burada merhamet değil, acımasızlık hakimdir.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde, 7 puan zeki, 3 puan zengin, 6 puan güzel, 4 puan uzun boy özelliklerine sahip bir (=20 puan) üniversite öğrencisi kızın, etrafındaki seçeneklere bakarak 21 yaşına kadar düzenli bir sevgili bulması, ilişkiyi 3-4 yıl sürdürebilmesi, çocuğun askerlik ve meslek işlerini hallettikten sonra (eğer erkek hala ondan hoşlanıyorsa) 28 – 30 yaşına kadar 6 puan zeki, 5 puan zengin, 6 puan yakışıklı, 7 puan uzun boy özelliklerine sahip bir (=24 puan) erkeği nikah masasına oturtabilmesi ihtimali % 40 ‘tır.

*24 Puan Erkek – 20 Puan Kız = Fark 4 Puan eder. (Kız kendini şanslı sayar.)

*%50 / 20 Puan = %2,5 (her bir puanlık fark %2,5 değerinde)

*4 x %2,5 = %10 eder. Bunu da ortalama değer olan %50’den çıkarsanız %40 kalır.

Şöyle düşünün, erkek 40 tam puanı olsaydı. Ortalama, yani yarısı 20 puan olduğundan, 20 puan yukarıda olacaktı. Yani 20 x %2,50 = %50.

20 Puan olan kızı %50 kabul edip erkeğin +%50 olan pozitif özelliklerini düştüğümüzde geriye %0 kalır. yani bu ikisinin bir araya gelebilmesi imkansız, mümkün değil. İhtimal yok. Veya kız ile erkeğin özelliklerini değiştirirseniz tersi durum için de aynısı geçerli.

Bu rasyonel gerçekliği bir kenara bırakan erkek veya kız, mevcut durumundan daha fazla kapris veya trip içerisine girmesi halinde, elinin altında bulunan ihtimalleri azaltmış ve aşk analitiğinde standart sapma aralığını da yükseltmiş olacaktır. Yani bir birlikteliğin istisnaen gerçekleşme olasılığının ihtimallerini de düşürmüş olacaktır.

Mastürbasyon yapmaktan başı dönmüş, yakalanma korkusuyla erken boşalmaya şartlanmış “erkek aslan”, başının belası testesteron yüzünden aynı zamanda karşı tarafa da kur yapmak zorundadır. İltifat eder, yakın davranır, kızın kukusuna talip olduğunu belli etmeye çalışır. Sabırlı davranarak ürkütmezse aynı zamanda onu da “elizabeth” ‘ten kurtaracaktır. Kız da salak değilse yapılan “kur” ‘un kokusunu 1 km öteden alabilir. Ancak erkek bu işlemi yaparken testesteron baskısına yenik düşerek kendi puanından 5 puan aşağısında bir kıza “yazmış” olabilir. Kız 5 puan üstte birisine evet demişse durumların karışma ihtimali var demektir. Erkek (zekiyse) 2 ay sonra kendine geldiğinde haliyle çatışma çıkar. Keza tam tersi yine geçerli. Burada erkeğin yenik düşerek giriştiği ilişkinin oluşmasını sağlayan testesteron, aynı zamanda kadının da zaafıdır. Erkeğin kadını etkilemek için kullandığı enerji, attığı taklalar, girişim gücü demektir ve bu, testersteron seviyesinin yüksekliğini de göstermiş olur. Genler bunu sezer. Ve testesteron seviyesinin yüksek olması kadını cezbetmekle beraber, muhtemel uzun soluklu ilişkinin de -eğer adam kendini eğitememişse- (konuşma tarzı, kelime haznesi, tespih sallama biçimi vb. şeylerle kendini gösterir) aslında kadının sürpriz sayılmayacak ilk bebeğidir.

Kısacası, erkek veya kız, ailesinin veya çevresinin, kendisine mevcut değerinden “daha fazla değer” atfetmesi sonucu, ya da namus tabusuyla, aşırı korumacılık/çekingenlik göstermesini istemesi yüzünden, milyonlarca güzel ve zeki çocuk olma ihtimali ve yaşanacak harika aşklar, ne yazık ki daha başlamadan bitmiş oluyor diyebiliriz.

Genç kızlara, ilk bakışta, alt – üst sınır değerlerinizde olabileceğini hissettiğiniz, nazik, medeni sınırlar içerisinde kalarak sizden telefon numaranızı isteyen, sosyal medyadan yazışmaya çalışan veya bir yere davet eden bakımlı erkeklere bir şans vermelerinin çok mantıklı olabileceğini söylemek isterim. Unutmayın, seçici olan sizsiniz! Çay içmekten buluşmaktan, konuşmaktan kimseye zarar gelmez…

Erkeklere de, varsa “abaza” kelimesinin hakkını verecek davranışlarınızı tekrar etmemeye, nazik davranmaya, herkese değil (önce kendinizi tanıyın) bant içerisinde kalabilecek kızlarla ilgilenmelerini, kitap okumalarını, espri yapmalarını, pozitif olmalarını, kimseye kolay kız muamelesi yapmamalarını özellikle vurgulamak isterim. Kadınlara saygı gösterin. Şapkanızı çıkarın, önlerinde eğilin. Küfür de edin ama yerinde olsun, herkes beğensin. Verdiğiniz mücadelenin bir değeri olduğunu kendinize de etrafınızdakilere de hissettirin.

Böylelikle trip yapmanın aslında kimse nazarında gerçek bir değeri olmadığını, toplum olarak rasyonel iletişimin her şeyin üstünde olduğunun farkına vardığımızda da, daha huzurlu, daha az gergin bir sosyal hayat, daha mutlu bir dünya kurabiliriz. Bu nesil için belki zor ama gelecek nesiller için bu sağlıklı toplumu inşaa edebiliriz. Bakalım dünyayı kadınlar mı yoksa erkeler mi kurtaracak, görelim…

Ali GÖKALP

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here