Biz Faturaları Öderken Devlet Neden Yanımızda Değil?

0
42

Mevcut Durum:

Türkiye’de abonelerin konutlarda ve bireysel kullanımlarında, asgari düzeyde kullanmak zorunda olduğu, internet, kablo Tv, cep telefonu, ev telefonu gibi hizmetlerde, özel şirketlerle doğrudan muhatap olmaya başladıklarından beri taahhütlü paketler, anlaşılmaz ilave ücretler, değişik abonelik türleri ve daha bir çok yöntem de beraberinde gündemimize girdi. Aboneler istemedikleri halde taahhüt vermek zorunda bırakıldılar. Şirketler “Eğer taahhüt vermezseniz yıl içerisinde bize fatura ödemeyi bırakma ihtimaliniz var ve bu bizim işimize gelmez. Önümüzü görebilmemiz lazım.” argümanı ile ikna edilmesi gereken yerleri sözlü olarak ikna ettiler ve işlerine baktılar. Bu arada kulağa şirketler tarafından bakıldığında mantıklı gelen bu yöntem, halk açısından uygun mu diye soran maalesef olmadı. Halk adına milletvekili (Milletinin – Vekili!) seçilenler dahi bu sorgulama işine maalesef tenezzül etmediler. Tartışma ne zaman açılsa şirket lobileri tarafından 2 – 3 gün içinde bertaraf edildi.  Aboneler faturaları ile baş başa bırakıldı. Düşünebiliyor musunuz, elektrik faturalarından alınan %2 ‘lik katkı payı 15.12.1984 ‘ten beri alınmaya da halen devam ediyor. Bu konu üzerinde de dönem dönem tartışmalar oluyor fakat %2’lerin toplamıyla 2 milyar TL’lik rakama ulaşan bu büyük fon hükumetlerin iştahını öyle bir kabartıyor ki tartışmaların başlaması ve bitmesi saman alevinden bile hızlı oluyor. Kafayı uzatıp bakmak gibi gündeme girip, çıkıyor. Taahhütlü abonelik problemi bir yana, ülke genelinde diğer büyük kurumsal! şirket ve bankaların uyguladığı asgari zorunlu abonelik karşılığı sabit bedeller mevcut. Bankalar, yıllık hesap aidatları, kredi kartı kullanım bedelleri, havale komisyonları, değişik oranlarda bankamatikten para çekiminde ücret aşım bedelleri, EFT bedelleri, katılım payları isteyebiliyorlar. Ayrıca belediyeler, bedeli, hesabı, birim fiyatı neye göre hesaplandığı belli olmayan su faturaları, rastgele belirlenmiş asfalt katılım payları istiyorlar. Bunun yanında aracınız varsa, kasko, dask, zorunlu trafik sigortası, yıllık vergi, (aracı alırken ödenen ÖTV, KDV veya kullanırken mazottan yine ÖTV, KDV ödenmesini yazmıyorum bile) bilumum diğer vergilere vatandaş, ne bir itiraz merci ne de bir muhatap bulabiliyor. Bu kadar farklı vergi ile baş etmek, bunları düzenli bir şekilde ödeyebilmek, bence mucize.

İletişim hizmetleri:

Turkcell, Vodafone ve TürkTelekom zaten 3 firma. Abonelerin taahhüt vermediği takdirde gidebileceği bir yer yok! Taahhüde zorlanarak vatandaşın şirketlerle zavallı yüzleşmesinde devlet taraf olarak ortalarda görünmüyor. Bu tavırdan vazgeçilmeli tüketici yanında taraf tutarak denge vazifesini yapmalı. 1999 ‘da deprem gerekçesi ile 1 defaya mahsus olarak getirilen ÖTV iletişim hizmetlerinden çıkarılmalı. Devlet, halkın cebine buralarda el atmayı bırakmalıdır. İletişim haktır ve mevcut maliyetini 3 ile çarparak vatandaşa katmerli faturaları yansıtılmasını izlemek adalet değildir. Şirketlerin tüketicilere karma karışık (sözde 3-4 yıl önce düzenlendi) paketler önermesi kabul edilemez. Karmaşıklığın paket kıyaslama imkanlarını minimuma düşürdüğünü keşfeden pazarlamacıya kaç TL prim verildi merak ediyorum doğrusu. Prim almadı ise yazık olmuş. Şirketlerin hizmet kalitesini geliştirerek para kazanmak yerine bu taktiğe başvurmaları ise çok acınası. Ancak boşluk var, karışan yok, onlarda haklı.

İnternet:

İnternet Servis Sağlayıcılar (İSS), interneti Türk Telekom’dan alıyorlar. Ancak gelin görün ki en pahalı internet hizmeti veren şirketlerden biri de aynı şirket. Bu ne yaman çelişki? Ülkede 2019 itibariyle 60 milyon internet abonesi var, bunlardan bazıları; Millenicom, Turkcell Superonline, VodafoneNet, Türknet, D-Smart, Digitürk, TürkSat, Türk Telekom TTnet gibi İSS sektörünün ana aktörleri. Rekabet yoğun bir piyasa. Ancak internet gibi 21. yy’ ın en vazgeçilmez araçlarından biri olan bu piyasada iyi hız veya daha ekonomik fiyat sunan internet şirketlerine erişim maalesef ülkenin her noktasında yok. Faturalar anlaşılmaz. Hız, kota, kısıtlamalar kalkacak dendi, cort! İnternet’e girmek, kullanmak, faydalanmak için vergileriyle beraber ücretini veriyorsunuz, ancak hakkınız olan, istediğiniz bir siteye erişemiyorsunuz! Wikipedia veya bir porno sitesi. Ne olursa. Yetişkinim ve bilgiye ulaşmak istiyorum. Hem de istediğim yerden? Özel İletişim vergisi (ÖİV) denen garabet şeyin buradan da kaldırılması gerekiyor. O kadar saçma ki? Ne özeli kardeşim!

Bankalar:

Türkiye’de faaliyet gösteren banka adedi 47.  Hesap işletim ücreti, havale ücreti, kredi kartları için yıllık üyelik ücreti ve benzer 20’den fazla ücreti “çaktırmadan” cebinizden alabiliyorlar. Ve mevzu para ve acil de olunca itiraz edemiyorsunuz. Hatta bankamatikten 1.500 TL’nin üzerinde para çekmeye kalsanız (ki bu rakama asla zam gelmiyor, 10 yıldır aynı.) 7,50 TL’den başlayan ilave tutarı “geçiriveriyorlar”. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. İtiraz edene de tavır çok net, “git başkasına.” Gidemezsiniz, çünkü başkası da aynı. Bankacılık düzenleme ve denetleme kurumu diye bir kurum var (BDDK) Bankaların menfaatlerini halka karşı korumak için kurulu sanırım. Yıllar önce yapılan bir ankette, bankaların müşterilerine karşı istediği çok çeşitli aidatlarına karşı devletin düzenleyici görevini yapıp yapmadığı sorulduğunda, katılımcıların %86 hayır yapmıyor cevabı vermişti. Bu oran şimdilerde daha yukarı da bile olabilir. Dosya masrafı nedir? Yıllardır hiç kimse bunu anlamadı mesela. Dosya dediğin 2 buçuk liradır. 1.500 TL dosya masrafı ne demek? Devlet maalesef burada koruyucu görevi üstlenmek yerine topu yargının üzerine atıyor. Eee, meclis neden var? Bu konularda açık seçik anlaşılır, tartışmanın su götürmediği düzgün bir kanun neden yok? Neden seçtik sizleri beyler, eğer bizler bu devasa şirketlere karşı korunmayacaksak? Konuşmamalı mıyız? Bu soruları sormamalı mıyız? Yılsonu bilançolar açıklandığında kar açıklamayan banka duymuyoruz. Hem de ne karlar? Reklamlara bile konu oluyor. “Şu kadar kar elde ettik. Oleyyy!”  Nasıl yani? Size kol kadar geçirdik mi diyorsun, ne diyorsun kardeşim? Bunlarında akıl hocaları da kim anlamak mümkün değil.

Ne Olmalı?

1) Bir defa şöyle bir yasa olmalı; Haksız bir uygulamanın veya fatura bedelinin iade edilmemesi ve vatandaşın da bu durumdan şikâyeti olması halinde, il / ilçe tüketici hakem heyeti komisyonu kararı ile vatandaş haklı bulunursa tutarın 50 misli, tüketici mahkemesi veya bir başka üst yargı kararı ile haklı bulunması halinde ise muhatap şirket 150 misli tazminat öder.” şeklinde bir yasa. Bakın sistem nasıl regüle oluyor. Vatandaşın 60 TL’sinin hakkını araması halinde, haklı olma ihtimali bir yana, işin lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağına güveni tam olmadığı için ülkede hakkını arama oranı %2,20 seviyesinde. Şirketler de bunu bildiğinden, meydanı da “boş” bulduğundan, ………

2) Haksız vergiler kaldırılmalı. Tüm banka, elektrik, telefon, internet, fatura bedelleri sade ve 2 kalem olmalı, verilen hizmet bedeli + vergi, o kadar. Karmaşanın önüne geçilmeli.

3) Şirketler verilen hizmetin pazarlamasını basitçe sunmalı. Müşteriye 8.569.742 kombinasyonlu seçenek sunarak, “Hangisini istersiniz hanfendi?” diye gülümseyen bir stand görevlisi olmamalı.

4) Kampanya, paketler, hediyeler, 3 ay bedavalar? kaldırılmalı.

5) Şirketler elbette kar etmeli ancak bunu saman altından su yürütme taktiği ile değil şeffaf biçimde yatırımcısına da hesap verebilecek şekilde yapmalı.

6) Şirketlerin meclis üzerinde oluşturduğu lobi faaliyetleri vatandaşın menfaatini zorlayıcı noktaya ulaştığında bu işe “bu kadar yeter, dur.” diyecek bir mekanizma oluşturulmalı.

Saygıyla kalın.

Ali GÖKALP

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here