Tanrı’nın Gözü

0
624

Bilinen Evren Modeli: Tanrı’nın Gözü

Ya evreni bir bütün olarak görebilseydik?

Bilimin başlangıcından beri evrenin geniş çaplı şeklini ve yapısını görmeye ve betimlemeye çalışıyoruz. Şimdi, güçlü teleskoplar ve süper bilgisayarlarla, daha önceki nesillerin gerçek anlamda hayal gücünün tam bir yansıması: “Tanrı’nın Gözü” illustrasyonunun gerçeğe en yakın model olabileceğini tasarladık.

Tanrı neyi ve nasıl tasarladı. Bugün evren tanrıya nasıl görünüyor? İnsanların asla cevaplayamayacağı bir soru. Hiç şüphesiz, “Büyük Tasarımcı”, tüm yaratılışının genişliğini aynı anda izlerken, her bireyin kafasındaki tüyleri saymak için zoom yapabilir.

Ama fizikçiler araştırmaya devam ediyorlar. Ve en son keşiflerinden bazıları bize bir ilham verebilir. Bunlardan biri Laniakea – bir gökada kümesidir.

Sadece bir galaksiyi hayal etmeye çalışmak insanın hayal gücününün ötesindedir. Hatta hayal gücünüzün trilyon kere ötesinin ötesindedir. Asla tasavvur edemeyeceğiniz kadar büyük bir büyüklüktür. Galaksimizdeki yıldızlara bakmak için her birine 1 saniye harcasaydınız, Samanyolu galaksimizde 400 milyardan fazla yıldıza bakmak yaklaşık 10.000 yılınızı harcamanız gerekirdi. Ve bu sadece yıldızlar için, gezegenler ortada henüz yok.

Ama gökadamız çok daha büyük bir yapının küçük bir parçası. Yapının, Samanyolu’ndan 100 milyar kat daha büyük bir bölgede binlerce gökada içeren bir dizi kümelenme olan Başak Üstkümesi olduğunu düşünürdük.

Ama şimdi, bu üstkümenin buzdağının sadece bir ucu olduğunu görüyoruz – gerçek üstkümenin sadece yüzde 1’i: Laniakea. Başak Üstkümesi, sadece dallarından birinin  bir parçasıdır. Laniakea “ölümsüz cennet” anlamına gelen Hawaii kelimesidir. Laniakea’da, yaklaşık 100.000 galaksinin hepsi birlikte hareket ediyor. Anlaşılmaz bir yer çekimi çekişi ile birlikte yavaşça bir yana doğru çekiliyor. Samanyolu da bu akışın kenarında.

Eğer kozmologların varsaydığı gibi, galaksiler büyük patlamadan sonra rastgele dalgalanmalar ile kümeleri oluşturduysa,  o zaman yeterince büyük bir ölçekte baktığımızda evrenin aynı görünmesi gerekir. Bir bozuk parayı atarken, üst üste üç veya dört tura atmak  sürpriz olmaz. Ama bunu 1000 kere yapıp arka arkaya 100 tura gelmesi işte bu rastlantısallıktan ve şanstan daha fazlasının olduğu muazzam bir işarettir.

İkinci imkansızlık onun yaşıdır. Mevcut teorilere göre, evrenin sadece 13,8 milyar yaşındayken Büyük Duvar’ın nasıl göründüğünü görüyoruz. Mevcut büyük patlama modelinde, böyle kısa bir süre içinde oluşacak büyüklükte bir şey imkansızdır. Bu galaksi kümesi evrenin yakınlaştırılmış, “Tanrı’nın Gözü” görünümü olabilir. Bireysel gökadalar, yalnızca birbirine geçen ve parlayan dizgiler halinde filamentler olarak gruplanmış, ışık ışınlarının yalnızca bir kısmıdır. Bu kümelenmeler, büyük boşlukları, milyonlarca ışık yılı boyunca uzayda delikler ve yollar oluşturan devasa yapıları oluşturuyor – hayal edilemeyecek kadar büyük bir “kozmik ağ”. Bütün bunlar ne için var? Bir Yaratıcı bunu neden yaptı? Neden bu kadar büyük? Tanrı’nın bir evrene mi ihtiyacı vardı? Bu soruya bilim adamları farklı dindarlar farklı cevaplar veriyor. Tam burada aklıma Jodie Foster’ın Contact filminin başlarındaki bir replik aklıma geldi.

  • Eğer evrendeki tek canlı bizsek, çok büyük bir alan boşa harcanmış demektir.(*)

*Derleme: Ali GÖKALP

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here